Kendisi ile bir zamanlar çok severek takıldığım, sonradan doğru söyleyen dokuz köyden kovulur vecizesinden nasibimi alarak banlandığım, ismi lazım değil, bir sitede karşılaştım. Ara ara aklıma geldikçe sitesine girip tekrar tekrar bakıyorum. Aklıma gelmişken de bloguma yazayım dedim. Burhan abi kim mi? Buradan alayım sizi o zaman TIK :)
Bugün fizik 2 sınavına girmek için Kadıköy’de Beşiktaş iskelesine doğru gidiyordum. Karşıdan karalara bürünmüş bir takım kardeşler geliyor. Hepsi bayan. Artlarında izbandut gibi birkaç ağabey kardeş kardeş yürüyorlar. En soldaki “hiişşt hişşt satanistler” falan diyerekten hafif hafif laf atmaya çalışıyor. Hemen yanındaki arkadaşı biraz ürkmüşcesine “oğlum bırak uğraşma” gibisinden laflar ediyor. Bende içimden “Onlar satanist değil. Gothic gothic.” diyorum. (more…)
Son okuduğum haberden sonra Çinlilerin dünyanın selameti açısından hiç de iyi bir gidişata sahip olmadıkları kanısındaki endişelerim iyice arttı. Son okuduğum haber ne mi? Çinli bir teyze ayakları kokan kocasını ayaklarını yıkamadığı için yakmış. Geçen de diğer bir pisikopat Çinli teyze horlayan kocasını kıtır kıtır kesmişti. Önüne geçilemeyen pisikolojik bir bunalım geçiriyorlar galiba toplum olarak. Herkesi göreve çağırıyorum bunlar dünayayı küllün yakmadan birşeyler yapmak lazım. (more…)
Küçükken defalarca dedemden dinlediğim daha doğrusu defalarca anlattırdığım, onlarca kez filmini seyrettiğim Hz. Yusuf. Şimdi de O’na dair bir kitap okuyorum. Kitap Nazan Bekiroğlu’nun “Yusuf ile Züleyha kalbin üzerinde titreyen hüzün” adındaki kitabı ve şu ana kadar okuduğum kitaplardan farklı bir anlatımı var. Biraz şiir tatında. Kitabın ilk sayfasının arka alt tarafında kaynak gösterilerek alıntı yapılabileceği yazıyor. Ben de beğendiğim bir kısımdan alıntı yapayım dedim. Yusuf’un gözleri hakkında bir kaside: (more…)
Onlar kimler mi? Onlar ülkemizin en zenginleri. Aldıkları emekli maaşlarının bin liraları (Eski parayla milyarları) bulacağını umuyorsanız yanılıyorsunuz. İşte size birkaç örnek:
Şimdi bu gereksiz bilgiye ne gerek vardı ben de bilmiyorum. Öğrenince bayağı ilginç geldi. Nafile kalan birkaç denemeden sonra kendi dirseğimi yalamaya çalışmaktan vazgeçtim. Fakat kendi dirseğini yalayabilecek cevherlerin ortaya çıkacağına inandığımdandır ki buraya yazma ihtiyacı hissettim. Eğer başarabilen olursa; kesinlikle “dirseğini yalayabilen ilk şahıs” olarak yazıma yorum yazıp, bu nacizane blogumu şereflendirmelerini çok isterim. Ayrıca bu başarısıyla gerek Türk gerek dünya medyasında geniş yer bulacağını da ummaktayım.
Not: Yapacağınız denemelerde mağruz kalacağınız kırık, çıkık ve diğer her türlü yaralanmalarda, bu yazıyı yazan kişi olarak, hiçbir şekilde mesuliyet kabul etmiyorum. Sonra postmodern Avrupayi davalardan çıkan sonuçları almayı umarak avukatınızla kapıma dayanmanızı istemem.