Yahya Kaptan Anadolu Lisesi (YKAL), Dilovası’nda ardını semtin kurulduğu tepeye dayamış, bağrını fabrikalara açmış bir okul. Her sene nafile kalan okulu fabrikaların arasından kurtarma çabaları, İstiklal Marşı esnasında öğrencilerin kafasına yağan taşlar, bahçesinden çıkan ve bir türlü çözüm bulunamayan lağım suları, daha kötüsü o sular içinde top oynamak zorunda kalan bizler, dumanı kesilmek bilmeyen Diler Demir Fabrikası, hapishaneyi andıran görüntüsü, demir parmaklıklı camları, en büyük sosyal aktivitelerden olan spor müsabakaları (Niyazi Hocam sağolsun) ve merdiveni tribüne çeviren öğrenciler, boş tüplerle yapılan yangın tatbikatları…

 

İnsan üniversiteye gidince gerçekten lisenin neden ayrı bir önemi olduğunu anlıyor.
Üniversitede o lisenin birlik ve beraberliğini bulmak neredeyse imkansız. Mesela şöyle toplanıp da ağız tadıyla maç yapamazsın ya da 10-15 kişi toplanıp tenefüste, boş derslerde uzun eşek oynayamazsın. Ve yırtılan pantolonlarınızı üniversitedeki hizmetçiler dikmez. Ama YKAL deki teyzeler diker  Sınıfta topluca lahmacun da yiyemezsin herhalde. Gerçi belirli bir sınıfınız bile olmaz üniversitede. Benim sınıfım diye benimseyip, sıra arkadaşları edinip, karşı sınıfları rakip belleyeceğin…

Acısıyla tatlısıyla lise defterini kapatalı neredeyse bir sene olacak ve bu açtığım yeni üniversite defterinin ilk senesinin de sonu. Önümüzdeki hafta gireceğim üç vizeden sonra üniversite ikiye kapak atmış olacağım inşallah :)

Liseli olmak güzeldi.